Thomas serisinin ilk kitabı.. Amerikada doktora yapan yazarın, ateist psikolog Thomas ile yaptığı söyleşileri içeriyor. Kitap, üç seriden oluşuyor ve basımı yok. Bu ilk kitabı ise afaki ve enfüsi delillerden hareketle Allah’ın varlığını konu ediniyor. Thomas’ın yazara sorduğu soruları görünce zaman zaman ‘bu kadar da olmaz, ‘tesadüf’e inanan ve onu savunan bir akıl olamaz’ deseniz de yazarın pes etmeden sabırla verdiği cevapları ilgiyle okuyacaksınız.
Thomas hidayeti buluyor mu bilmiyorum, ikinci kitabın sonunda arayışı devam etmekteydi. Sanırım bunun cevabı üçüncü kitapta ve ben o kitabı bulamadım. Ama zaten önemli olan bu arayış sürecinde Thomas’ın yani bir ateistin düşünce dünyasına ayna tutması ve ona yazarın cevap verirken izlediği yol.. Gerisi Hadi olan Allah’ın alanı...
Thomas hidayeti buluyor mu bilmiyorum, ikinci kitabın sonunda arayışı devam etmekteydi. Sanırım bunun cevabı üçüncü kitapta ve ben o kitabı bulamadım. Ama zaten önemli olan bu arayış sürecinde Thomas’ın yani bir ateistin düşünce dünyasına ayna tutması ve ona yazarın cevap verirken izlediği yol.. Gerisi Hadi olan Allah’ın alanı...
KİTAPTAN ALINTILAR
Yeryüzündeki hiçbir insan bir yaprağın yaptığı işi yapamaz. İnsanların binde biri ne yaptığını bir derece anlayabilir, ancak gerisi ne yaptığını anlayamaz bile. Bu yeşil yaprağın marifetlerinden birini geçen asrın ortalarında keşfeden Dr. Calvin, Nobel ödülü almıştı. Yaprağın yaptığını keşfedene Nobel ödülü veriyor, yaprağa ise ot diye hakaret edip ayaklarımızın altında eziyoruz.
Varsayalım ki sen çok maharetli birisin. Ben de seni gözlemleyip bir marifetini anlayıp insanlara anlatıyorum. Onlar da bana ödül veriyorlar, sana ise aptal muamelesi yapıyorlar. Böyle bir şey sanırım çok zoruna gider ve mümkün olsa bu garabeti işleyenlerin aptallıklarını bütün aleme duyurmak istersin. Hem bu yaprak şov için bu icraatları yapmıyor. Bizim için çalışıyor. Her dakika tüketmeye muhtaç olduğumuz oksijeni üretiyor.
YAPRAKLAR BİR AY GREV YAPSA BİZ DE, BU MUHTEŞEM MEDENİYETİMİZ DE SON BULUR. “Atmosferde yüzde 21 oranında oksijen var. Eğer şu anki seviyeden birazcık az olsa, oksijen yetersizliğinden boğulacaktık. Eğer birazcık fazla olsa her tarafı alevler alacaktı.” (Roy Abraham Warghese, The Wonder of the World)
Varsayalım ki sen çok maharetli birisin. Ben de seni gözlemleyip bir marifetini anlayıp insanlara anlatıyorum. Onlar da bana ödül veriyorlar, sana ise aptal muamelesi yapıyorlar. Böyle bir şey sanırım çok zoruna gider ve mümkün olsa bu garabeti işleyenlerin aptallıklarını bütün aleme duyurmak istersin. Hem bu yaprak şov için bu icraatları yapmıyor. Bizim için çalışıyor. Her dakika tüketmeye muhtaç olduğumuz oksijeni üretiyor.
YAPRAKLAR BİR AY GREV YAPSA BİZ DE, BU MUHTEŞEM MEDENİYETİMİZ DE SON BULUR. “Atmosferde yüzde 21 oranında oksijen var. Eğer şu anki seviyeden birazcık az olsa, oksijen yetersizliğinden boğulacaktık. Eğer birazcık fazla olsa her tarafı alevler alacaktı.” (Roy Abraham Warghese, The Wonder of the World)
.............................................................
Bir hatıramı nakledeyim:
Orlando’daki Kennedy Uzay İstasyonuna bir ziyaret yapmıştım. Nasa’nın yaptığı ilk uzay gemisini görecektik. Böyle muhteşem bir eseri görmek için kapıda her birimizden 45 $ para aldılar. İçeri girdiğimizde gemiyi hemen göstermediler. Öncelikle bizi birkaç salondan geçirerek bu eserin nasıl yapıldığını anlattılar. Edindiğimiz bilgilerle merak ve heyecanımız zirveye çıkarken rehberlik yapan kişinin söylediği şu sözleri hiç unutamıyorum: ‘Birazdan göreceğiniz ilk uzay gemisi iki milyon alt sistemin bir araya getirilmesiyle inşa edilen muhteşem bir eserdir.’Bu tanıtımdan sonra uzay gemisinin olduğu büyük salona girdiğimizde hemen herkes ‘Ooo!’ diyerek hayretini ifade etmişti.
Orlando’daki Kennedy Uzay İstasyonuna bir ziyaret yapmıştım. Nasa’nın yaptığı ilk uzay gemisini görecektik. Böyle muhteşem bir eseri görmek için kapıda her birimizden 45 $ para aldılar. İçeri girdiğimizde gemiyi hemen göstermediler. Öncelikle bizi birkaç salondan geçirerek bu eserin nasıl yapıldığını anlattılar. Edindiğimiz bilgilerle merak ve heyecanımız zirveye çıkarken rehberlik yapan kişinin söylediği şu sözleri hiç unutamıyorum: ‘Birazdan göreceğiniz ilk uzay gemisi iki milyon alt sistemin bir araya getirilmesiyle inşa edilen muhteşem bir eserdir.’Bu tanıtımdan sonra uzay gemisinin olduğu büyük salona girdiğimizde hemen herkes ‘Ooo!’ diyerek hayretini ifade etmişti.
Tam o sırada ziyaret ettiğimiz gemiyi değil içinde yaşadığımız ve bizi uzayda sürekli gezdirmeye devam eden ‘dünya gemisini’ düşünmüştüm. Hiç kuşku yok ki dünya gemisi her türlü insan yapımı uzay gemilerinden daha kompleks ve daha mükemmel bir uzay gemisiydi. İnsan yapımı uzay gemisi ancak çok yüksek ilim sahibi mühendislerin ve ileri teknolojik aletlere sahip olan Nasa gibi bir kuruluşun eseri olabilir. Aynen öyle de içinde bulunduğumuz dünya adındaki uzay gemisi ve diğer gemiler de ancak sonsuz ilim, sonsuz kudret ve sonsuz hikmet sahibi bir Zatın eseri olabilir.
Gezi esnasında uzay gemisini tanıtan adama gidip şunları söylemeyi hayal etmiştim: ‘Bu gemiyi NASA’nın yaptığına inanmıyorum, NASA’nın yaptığını görmedim, bu gemi doğal güçlerin etkileşimi ile oluştu ve uzaydan birileri gelip yaptı sonra çekip gitti, şimdi sizler sahipleniyorsunuz.’ Eğer cesaret edip bu düşündüklerimi rehberlik yapan kişiye söyleseydim sanırım bana ya ‘deli’ der geçer ya da ‘başımdan çekil senin gibi zırvalarla uğraşamam’ derdi, yahut ‘Nasa ve Amerika’nın manevi şahsiyetine hakaret ediyorsun suç işliyorsun’ diyerek beni polise teslim ederlerdi.
Gezi esnasında uzay gemisini tanıtan adama gidip şunları söylemeyi hayal etmiştim: ‘Bu gemiyi NASA’nın yaptığına inanmıyorum, NASA’nın yaptığını görmedim, bu gemi doğal güçlerin etkileşimi ile oluştu ve uzaydan birileri gelip yaptı sonra çekip gitti, şimdi sizler sahipleniyorsunuz.’ Eğer cesaret edip bu düşündüklerimi rehberlik yapan kişiye söyleseydim sanırım bana ya ‘deli’ der geçer ya da ‘başımdan çekil senin gibi zırvalarla uğraşamam’ derdi, yahut ‘Nasa ve Amerika’nın manevi şahsiyetine hakaret ediyorsun suç işliyorsun’ diyerek beni polise teslim ederlerdi.
.................................................................................
Thomas:
-Sen doğal eserleri mistik bir şekilde Allaha bağlıyorsun. Ben kainattaki İlişkilerin zamanla doğal süreç içinde oluştuğuna inanıyorum. Zamanda her şey her şeyle ilişkili hale gelmiş. Örneğin canlılar arasında gördüğümüz kompleks ilişkiler ‘doğal seleksiyon’la açıklanıyor. Yani bu ağ içinde uyumlu olanlar ancak hayatta kalmış diğerleri zamanla kaybolmuştur. Evrim teorisi bu konuya çok güzel bir açıklama getiriyor: ‘Hayat bir mücadeledir çok uzun asırlar boyunca canlı varlıklar çevre şartlarına uyum sağlamak için değişim geçirmiştir. Bu şartlara uyanlar neslini devam ettirmiş diğerleri ise tarihe mal olmuşlar.’
Yazar:
-O halde senin görüşüne göre belki de bir zamanlar insan veya hayvanların ağızları burunları ve gözleri yüzlerinde değildi. Belki de ağızları sırtlarında, gözleri ayaklarının altında, burunları göbeklerinin üzerindeydi. Ancak bu organların bu şekilde birbirinden uzak olması etkin olmadığı için böyle canlılar hayatlarını devam ettirememişler. Doğal seleksiyondan bütün organlar en etkin yerlerini bulmuşlar. Şuursuz tabiat ve kör tesadüf eseri olan doğal seleksiyonla en muhteşem kameradan daha mükemmel olan iki gözünü elde etmen mümkün olmadığı gibi onları vücudundaki en etkin yere de yerleştirmen mümkün değildir. Canlılar arasındaki benzerlik onların hepsinin aynı elden çıktığını gösterir. Aynı marka ve model arabaların aynı fabrikadan çıktıkları gibi. Her bir canlının vücudundaki genetik kod içinde bir kütüphane kadar bilgi vardır. Bütün canlıların genetik kodları çok büyük bir oranda birbirine benzemesine rağmen aralarındaki farklar var. Büyük benzerlik onların birbirinden çıktığına değil sahiplerinin bir olduğuna işaret eder. Bütün canlıların hücreden yapılması bütün varlıkların Atomlardan veya kuarklar’dan yapılması hepsinin sahibinin bir olduğunu gösterir. Birini kim yapmışsa hepsini yapan da O’dur.
Yerden aldığım şu çakıl taşlarını okus pokus ile sinek, inek, uçak, yemek gibi birbirinden tamamen farklı yüzbinlerce şeye dönüştürsem sanırım gördüklerin karşısında şok geçirirsin. Ulaşabildiğin herkese görmüş olduğun hayretli icraatımdan bahsedersin. İşte bu misal gibi Rabbim de milyonlarca farklı hayvan ve bitki türünü aynı şeyden yaparak hem kudretinin sınırsız olduğunu hem de hepsinin biricik ustası olduğunu gösteriyor. Eğer bitki ve hayvanların yapıtaşları farklı olsaydı insanlar her bir canlı türünün yaratılışını farklı tanrıya verip şirke gidebilirdi.
-Sen doğal eserleri mistik bir şekilde Allaha bağlıyorsun. Ben kainattaki İlişkilerin zamanla doğal süreç içinde oluştuğuna inanıyorum. Zamanda her şey her şeyle ilişkili hale gelmiş. Örneğin canlılar arasında gördüğümüz kompleks ilişkiler ‘doğal seleksiyon’la açıklanıyor. Yani bu ağ içinde uyumlu olanlar ancak hayatta kalmış diğerleri zamanla kaybolmuştur. Evrim teorisi bu konuya çok güzel bir açıklama getiriyor: ‘Hayat bir mücadeledir çok uzun asırlar boyunca canlı varlıklar çevre şartlarına uyum sağlamak için değişim geçirmiştir. Bu şartlara uyanlar neslini devam ettirmiş diğerleri ise tarihe mal olmuşlar.’
Yazar:
-O halde senin görüşüne göre belki de bir zamanlar insan veya hayvanların ağızları burunları ve gözleri yüzlerinde değildi. Belki de ağızları sırtlarında, gözleri ayaklarının altında, burunları göbeklerinin üzerindeydi. Ancak bu organların bu şekilde birbirinden uzak olması etkin olmadığı için böyle canlılar hayatlarını devam ettirememişler. Doğal seleksiyondan bütün organlar en etkin yerlerini bulmuşlar. Şuursuz tabiat ve kör tesadüf eseri olan doğal seleksiyonla en muhteşem kameradan daha mükemmel olan iki gözünü elde etmen mümkün olmadığı gibi onları vücudundaki en etkin yere de yerleştirmen mümkün değildir. Canlılar arasındaki benzerlik onların hepsinin aynı elden çıktığını gösterir. Aynı marka ve model arabaların aynı fabrikadan çıktıkları gibi. Her bir canlının vücudundaki genetik kod içinde bir kütüphane kadar bilgi vardır. Bütün canlıların genetik kodları çok büyük bir oranda birbirine benzemesine rağmen aralarındaki farklar var. Büyük benzerlik onların birbirinden çıktığına değil sahiplerinin bir olduğuna işaret eder. Bütün canlıların hücreden yapılması bütün varlıkların Atomlardan veya kuarklar’dan yapılması hepsinin sahibinin bir olduğunu gösterir. Birini kim yapmışsa hepsini yapan da O’dur.
Yerden aldığım şu çakıl taşlarını okus pokus ile sinek, inek, uçak, yemek gibi birbirinden tamamen farklı yüzbinlerce şeye dönüştürsem sanırım gördüklerin karşısında şok geçirirsin. Ulaşabildiğin herkese görmüş olduğun hayretli icraatımdan bahsedersin. İşte bu misal gibi Rabbim de milyonlarca farklı hayvan ve bitki türünü aynı şeyden yaparak hem kudretinin sınırsız olduğunu hem de hepsinin biricik ustası olduğunu gösteriyor. Eğer bitki ve hayvanların yapıtaşları farklı olsaydı insanlar her bir canlı türünün yaratılışını farklı tanrıya verip şirke gidebilirdi.
Acaba evrimciler doğal seleksiyonla dişi ve erkek olarak iki ayrı cinsin ortaya çıkışını nasıl açıklıyorlar?
Thomas:
-Gayet basit daha önceleri dişi ve erkek canlılar yoktu, sadece bölünmeyle çoğalıyordu, sonra dişi ve erkek organlar gelişti. cinsellik organları gelişmeyenler çevreye intibak edemedi. sadece günümüzdekiler intibak ettiler.
Yazar:
-İşini kolaylaştırayım: cinsel organları birbirine uyumlu X ve Y adında dişi ve erkek iki hayvanı düşünelim. senden isteğim bana ilk X ve Y hayvanı doğal seleksiyonla nasıl elde ettiğini anlatman?
Thomas:
-Zamanla hücre bölünmesi ile neslini devam ettiren canlılar içinde çok farklı özellikler ortaya çıkmıştır. Belki de sadece dişi veya sadece erkek olan canlı türleri olmuştur. Onlar nesillerini devam ettirememiş dişi ve erkek olanların neslini devam ettirmiştir.
Yazar:
-Nasıl hayatta kaldıklarını sormuyorum ilk erkek ve dişiyi nasıl elde ettik onu soruyorum. Örneğin insan olarak erkek ve kadınlar birbirini tamamlayacak tarzda yaratılmış. Erkek spermi ile kadın yumurtasının 23’er kromozom içermesine kadar, erkek ve kadın arasında varolan muhteşem ve hassas uyumu neyle izah edebilirsin?
Thomas:
-İtiraf edeyim Evrim teorisi bu konuya henüz tatmin edici bir cevap veremiyor ilginç bir konu. Bu hafta üzerinde Düşüneceğim.
Yazar:
-Allah’ın varlığını gösteren sayısız delillerden biri de her şeyin farklı bir yüze farklı bir mühre sahip olmasıdır. Örneğin sen şu anda altı milyar insandan; siman, sesin parmak izin ve DNA kodunla ayrılıyorsun. Senin gibi başka hiçbir insan yok dersem yalan olmaz. Bu ayırt edici mühür canlıların her bir hücresindeki DNAlarına konulduğu gibi şekillerine de konuşmuştur. Şimdi beraber düşünelim: her şeydeki bu ayırt edici kimlik tesadüfen oluşmuş olabilir mi? senin doğal seleksiyonun her şeyin farklı bir simaya sahip olmasını gerektirmediğine göre neyle izah edebilirsin bu farklılığı?
Şu dakikada dünyaya gelen yeni bir bebek bütün mevcut simalardan farklı bir sima ile dünyaya geldi. Şimdi senin gibi akıllı bir insanın bir yıl uğraşsa bile yapamayacağı bir şeyi bu bebeğin hücreleri nereden yapabilsin. Ya yeni doğan her bebeğin hücreleri, dünyadaki bütün simaları, parmak izlerini, sesleri ve DNAları biliyor diyeceksin ya da bunları bilen sonsuz ilim sahibi ve sonsuz kudret sahibi bir Zatın varlığını kabul edeceksin. Tek yumurta ikizi dahi olsa hiçbir insan birbirine benzemez. yani her bir farklı simayı gördüğümüzde ‘hayret nasıl da farklı ve benzersiz yaratılmış’ dememiz gerekir.
Bir düşünelim insanların siması birbirine benzeseydi ne olurdu? Tesadüfen bütün simalar tıpatıp aynı olsaydı ne olurdu acaba? Kim suçlu kim hakim bilemezdik. Sosyal hayat felç olurdu. Bireylerin hukuku zayi olurdu. Söyleyebilir misin senin tesadüfün ve doğal kuvvetlerin böyle bir şey yapmış olabilir mi?
Thomas:
-Çok ilginç bir örnek bu konuyu şimdiye kadar hiç düşünmemiştim. Allah’ın varlığına ilişkin verdığin örnekler içinde en çok bunu beğendim, bana izin verirsen bir hafta üzerinde düşünüp sana cevabımı gelecek cumartesi günü vereceğim.
Thomas:
-Gayet basit daha önceleri dişi ve erkek canlılar yoktu, sadece bölünmeyle çoğalıyordu, sonra dişi ve erkek organlar gelişti. cinsellik organları gelişmeyenler çevreye intibak edemedi. sadece günümüzdekiler intibak ettiler.
Yazar:
-İşini kolaylaştırayım: cinsel organları birbirine uyumlu X ve Y adında dişi ve erkek iki hayvanı düşünelim. senden isteğim bana ilk X ve Y hayvanı doğal seleksiyonla nasıl elde ettiğini anlatman?
Thomas:
-Zamanla hücre bölünmesi ile neslini devam ettiren canlılar içinde çok farklı özellikler ortaya çıkmıştır. Belki de sadece dişi veya sadece erkek olan canlı türleri olmuştur. Onlar nesillerini devam ettirememiş dişi ve erkek olanların neslini devam ettirmiştir.
Yazar:
-Nasıl hayatta kaldıklarını sormuyorum ilk erkek ve dişiyi nasıl elde ettik onu soruyorum. Örneğin insan olarak erkek ve kadınlar birbirini tamamlayacak tarzda yaratılmış. Erkek spermi ile kadın yumurtasının 23’er kromozom içermesine kadar, erkek ve kadın arasında varolan muhteşem ve hassas uyumu neyle izah edebilirsin?
Thomas:
-İtiraf edeyim Evrim teorisi bu konuya henüz tatmin edici bir cevap veremiyor ilginç bir konu. Bu hafta üzerinde Düşüneceğim.
Yazar:
-Allah’ın varlığını gösteren sayısız delillerden biri de her şeyin farklı bir yüze farklı bir mühre sahip olmasıdır. Örneğin sen şu anda altı milyar insandan; siman, sesin parmak izin ve DNA kodunla ayrılıyorsun. Senin gibi başka hiçbir insan yok dersem yalan olmaz. Bu ayırt edici mühür canlıların her bir hücresindeki DNAlarına konulduğu gibi şekillerine de konuşmuştur. Şimdi beraber düşünelim: her şeydeki bu ayırt edici kimlik tesadüfen oluşmuş olabilir mi? senin doğal seleksiyonun her şeyin farklı bir simaya sahip olmasını gerektirmediğine göre neyle izah edebilirsin bu farklılığı?
Şu dakikada dünyaya gelen yeni bir bebek bütün mevcut simalardan farklı bir sima ile dünyaya geldi. Şimdi senin gibi akıllı bir insanın bir yıl uğraşsa bile yapamayacağı bir şeyi bu bebeğin hücreleri nereden yapabilsin. Ya yeni doğan her bebeğin hücreleri, dünyadaki bütün simaları, parmak izlerini, sesleri ve DNAları biliyor diyeceksin ya da bunları bilen sonsuz ilim sahibi ve sonsuz kudret sahibi bir Zatın varlığını kabul edeceksin. Tek yumurta ikizi dahi olsa hiçbir insan birbirine benzemez. yani her bir farklı simayı gördüğümüzde ‘hayret nasıl da farklı ve benzersiz yaratılmış’ dememiz gerekir.
Bir düşünelim insanların siması birbirine benzeseydi ne olurdu? Tesadüfen bütün simalar tıpatıp aynı olsaydı ne olurdu acaba? Kim suçlu kim hakim bilemezdik. Sosyal hayat felç olurdu. Bireylerin hukuku zayi olurdu. Söyleyebilir misin senin tesadüfün ve doğal kuvvetlerin böyle bir şey yapmış olabilir mi?
Thomas:
-Çok ilginç bir örnek bu konuyu şimdiye kadar hiç düşünmemiştim. Allah’ın varlığına ilişkin verdığin örnekler içinde en çok bunu beğendim, bana izin verirsen bir hafta üzerinde düşünüp sana cevabımı gelecek cumartesi günü vereceğim.
...............................................................
Eş’ari ve Maturidi mezheplerinin ikisine göre de Allah’ın varlığını akli delil getirerek bilmek farzdır. Maturidi daha ileri gider ve peygamber gönderilmeksizin bile Allahı bulmanın gerekli olduğunu ve insanların bundan sorumlu tutulacağını söyler. Ebu Hanife ‘akıl, yaratıklara bakarak Yaratıcıyı bilmenin aleti olduğu için Allahı bilmemek, kimsenin mazereti olamaz’ demiştir.
Yani üzerinde düşünmeden, bir gelenek veya dogma gibi Allaha inanmanın doğru olmadığını söylemişlerdir.
Kısacası İslamda Allahı bilmek için akla büyük önem veriliyor. Her insan kendi bilgisi ve kabiliyeti nispetinde kainat kitabındaki ayetlerden bir kısmını okumakla mükelleftir. Hiç eğitim almamış bir insan da kendi bedeni ve etrafında gördüğü eşya üzerinde düşünerek kapasitesince Rabbini bilmek ve tanımakla mesuldür.
Yani üzerinde düşünmeden, bir gelenek veya dogma gibi Allaha inanmanın doğru olmadığını söylemişlerdir.
Kısacası İslamda Allahı bilmek için akla büyük önem veriliyor. Her insan kendi bilgisi ve kabiliyeti nispetinde kainat kitabındaki ayetlerden bir kısmını okumakla mükelleftir. Hiç eğitim almamış bir insan da kendi bedeni ve etrafında gördüğü eşya üzerinde düşünerek kapasitesince Rabbini bilmek ve tanımakla mesuldür.
........
Modern bilim Büyük Patlama ile kainatın ezeli olmadığını kabul ettiği gibi, entropi kanunu ile de kainatın ebedi olamayacağını söylüyor.
Modern bilim Büyük Patlama ile kainatın ezeli olmadığını kabul ettiği gibi, entropi kanunu ile de kainatın ebedi olamayacağını söylüyor.
.......
Kainatın Halık’ı her an çakıl taşları hükmünde olan zerreleri şekilden şekle sokarak ‘inşa’ tarzında yaratıcılığını gösterdiği gibi; bu zerrelerde olmayan hayat, ruh, şuur, akıl, sevgi gibi şeyleri de yoktan ve hiçten yaratarak ‘ibda’ şeklindeki yaratıcılığını gösteriyor.
Kainatın Halık’ı her an çakıl taşları hükmünde olan zerreleri şekilden şekle sokarak ‘inşa’ tarzında yaratıcılığını gösterdiği gibi; bu zerrelerde olmayan hayat, ruh, şuur, akıl, sevgi gibi şeyleri de yoktan ve hiçten yaratarak ‘ibda’ şeklindeki yaratıcılığını gösteriyor.

günaydın
YanıtlaSilmerhaba gülgün hanım. blogunuz ve yazılarınız çok güzel. duygu ve düşünceleri çok güzel ifade ediyorsunuz. umarım devam edersiniz yazmaya.
YanıtlaSil